Şiir, balta girmemiş ormanların yeşil gülüşüdür. Bir ceylanın hızlı

kaçışıdır. Azgın bir çağlayanın yüksek tepelerden dökülüşüdür.

Alabalıkların soğuk dağ sularında yüzüşüdür. Gökte parlayan ayın,

dağların arkasından yükselen güneşin, denizin sularında oynaşan altın

ışıkların, yeşil çimenler içinde fışkıran bin bir çeşit çiçeğin sevilme

isteğidir şiir.

*** 

Kısacası, şiir kavuşmanın tadı, ayrılmanın acısıdır. Güzellik işçisi

olan ozanın en derin sanatıdır. Sözün damıtılmasıdır.remzi ırmak

 

5 Kasım 2007 Pazartesi

Ne Zaman ?

Ey gönül ! hâlâ mı hevesin yerde ?
Biraz da yukarı bakış ne zaman ?
Ne zaman kalkacak gözünden perde ?
Bir küçük kıvılcım çakış ne zaman ?

Gününü gün etmek oldu hep derdin,
Yarın'dan sorunca ipe un serdin.
Cambaz oldun, dağdan dağa tel gerdin,
Benlik direğini yıkış ne zaman ?

Her kapıyı açar sanırsın para,
Acımana lâyık değil fukara;
Gün olup düşmeden sen de bir dara
Merhamet tohumu ekiş ne zaman ?

Tükettin yılları boşa, nafile;
Kocattın bedeni, çürüttün bile.
Sen kocamazmısın, her işin hile ?
Gerçeğe bir ışık yakış ne zaman ?

Her davadan kendin çıkarsın haklı,
Emrine bendettin bilgiyi, aklı;
Kimbilir neler var geride saklı
Biraz ortalığa çıkış ne zaman ?

Hevaya hevese meylettin, kandın;
Hayatı bunlardan ibaret sandın.
Yandın şu dünyanın süsüne yandın
Ateşe biraz su döküş ne zaman ?

Hep alkış topladın hempâlarından
Kimi korktu sustu, kimi arından;
Var mı içlerinde hakiki yâran ?
Kendini sigaya çekiş ne zaman ?

Sana bir iyilik etmemiş kimse
Kinler unutulmaz, bitmez nedense.
Onca musibetten almadın hisse
Artık biraz boyun büküş ne zaman ?

Ne gönül tanıdın, ne hâl, ne hatır;
Etrafa verdiğin zulm ile kahır.
İnmeden boynuna mukadder satır
Bir gönül bulup da akış ne zaman ?

Ey gönül, sanma yol mezara kadar,
Mezardan öteye bir uzun yol var.
Orda ne el erer, ne de diz tutar;
Burdayken biraz diz çöküş ne zaman ?